Hakkımda
1990 yılında Sivas’ın Zara ilçesinde doğdum. Ama “nerelisin?” sorusuna hiçbir zaman yalnızca bir şehir adıyla cevap verebilenlerden olmadım.
Babamın mesleği nedeniyle çocukluğum Anadolu’nun farklı yerlerinde geçti. Başka şehirler, başka insanlar, başka hayatlar gördüm. Aynı ülkenin içinde bile hayatın ne kadar farklı yaşanabileceğini erken yaşlarda fark ettim. Sanırım insanlara, hikâyelere ve söylenmeyenlere olan merakım biraz da o yıllardan kaldı.
Hayat benim için çoğu zaman düz bir yol olmadı. Bazı dönemeçleri keskin, bazı vedaları erken, bazı başlangıçları ise mecburiydi.
Yıllar içinde “Benim fikrim asla değişmez” dediğim konularda başka türlü düşünmeyi öğrendim. Büyük bir kesinlikle savunduğum bazı doğruların yanına zamanla soru işaretleri koydum. Çünkü hayat, insana her şeyin siyah ve beyazdan ibaret olmadığını; bazen büyümenin, yanıldığını kabul edebilmekle başladığını öğretiyor.
İnsanlar konusunda da yanıldığım oldu.
Çok güvendiğim yerlerden hayal kırıklıklarıyla döndüm, hiç beklemediğim insanlardan iyilik gördüm. Hayatımda hep kalacağını düşündüklerimi uğurladım; hiç hesapta olmayan bazı insanlar ise hikâyemin güzel bir yerinde kaldı.
Ve elbette dağıldığım zamanlar oldu.
İnsanın dışarıdan hayatına devam ettiği, fakat kendi içinde bütün yollarını kaybettiği dönemler vardır. Ümidimin azaldığı, gücümün tükendiğini düşündüğüm zamanlardan ben de geçtim.
Tam da oralarda, insanın yalnızca kendi gücüyle ayakta kalmadığını öğrendim.
Bazen bütün kapıların kapandığını düşündüğüm yerde inancım tuttu elimden. Büyük cümlelerle değil, sessizce… Her şeyin bir anlamı olduğuna, hiçbir gecenin sonsuza kadar sürmeyeceğine ve insanın göremediği yerde de bir yolun açılabileceğine inanarak.
Bugün geriye baktığımda beni ben yapan şeylerin yalnızca başardıklarım olmadığını biliyorum. Yanıldıklarım, kaybettiklerim, kırıldıklarım ve vazgeçmek üzereyken yeniden başladıklarım da bu hikâyenin bir parçası.
Belki insan biraz da kırıldığı yerlerden şekilleniyor.
2009 yılında gazeteciliğe başladım. 2016’ya kadar haberin ve insan hikâyelerinin peşinde geçen yıllarım oldu. Gazetecilik bana yalnızca yazmayı değil; bakmayı, dinlemeyi, doğru soruyu sormayı ve bazen cevaptan çok sessizliğe dikkat etmeyi öğretti.
Sonra iletişim dijitale taşındı, ben de onunla birlikte yön değiştirdim. Sosyal medya iletişimi, reklam, içerik üretimi ve danışmanlık alanlarında farklı marka, şirket ve insanlarla çalıştım.
Yaptığım iş değişse de ilgilendiğim şey aslında pek değişmedi:
İnsan ve anlatacak bir hikâye.
2022’den bu yana Avrupa’da yaşıyorum.
Gurbetin ne olduğunu insan biraz da içine düşünce anlıyor. Dışarıdan bakıldığında başka bir ülkede yaşamak gibi görünüyor; oysa bazen kendimi, doğduğu topraktan alınıp başka bir diyarda saksıya dikilmiş bir çiçek gibi hissediyorum.
Yaşamaya, yeni kökler vermeye, başka mevsimlere alışmaya ve yabancı bir gökyüzünün altında yeniden çiçek açmaya çalışıyorsun. Ama zamanla anlıyorsun ki insanın kökleri, bulunduğu yerden çok daha derinde.
Bazen eski bir türkü, tanıdık bir koku, bir sofranın sesi ya da yıllar önce yürüdüğüm bir sokağın hatırası çıkıp geliyor.
İnsan o zaman fark ediyor: Yalnızca memleketini değil; orada bıraktığı zamanı da özlüyor.
Çocukluğunu, eski dostlukları, bir daha aynı şekilde kurulmayacak sofraları… Bazen de o günlerdeki kendisini.
Belki gurbetin en zor tarafı bu: Dönmek istediğin yer hâlâ orada olsa bile, özlediğin zaman artık orada değil.
Yine de köklerinden uzak kalmak, onları unutmak anlamına gelmiyor. Saksı değişiyor, gökyüzü değişiyor, mevsimler değişiyor; insan yine de içinde geldiği toprağın kokusunu taşımaya devam ediyor.
Bugün hayatımı şehirlerle, tarihlerle ya da meslek unvanlarıyla anlatmanın eksik kalacağını düşünüyorum.
Çünkü insan biraz doğduğu yer, biraz geçtiği yollar, biraz geride bıraktıklarıdır. Biraz inandıkları, biraz vazgeçtikleri, biraz da vazgeçmek üzereyken yeniden tutundukları…
Bu blog da biraz bunun için var.
Her şeyi anlatmak için değil.
Biraz hatırlamak, biraz anlatmak, biraz da anlamak için.
Çünkü yıllar bana şunu öğretti:
Bazı yerlerden ayrılırsın ama bazı yerler senden hiç ayrılmaz.
Bazı insanları kaybedersin ama bıraktıkları sende kalır.
Bazı düşüncelerin değişir; bazı inançların ise tam sen düşerken seni ayağa kaldırır.
Ve insan, bütün bunlardan sonra yine yürümeye devam eder.